FoRuMMaVi DuYuRuLaRı: En Çok Konu Ekleyen Üyelerimize Kontör Hediye Ediyoruz... Yakında Başlıyor...
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 07 Ekim 2008, 11:34:25


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   aŞaĞı
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ağız ve diş sağlığı hakkında genel bilgiler!  (Okunma Sayısı 383 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« : 13 Mayıs 2008, 21:43:09 »

Ağız ve diş sağlığı nasıl korunur?

Dişlerin gelişimi sırasında yapı ve diziliş bozuklukları meydana gelir.Normal olarak ağız kapatıldığı zaman çenelerin durumu üst dişler önde alt dişler arkada olacak biçimdedir.Bunun tersi durumlarda dişlerde kapanma hatası oluşur.Yine dişlerin düzensiz sıralanması sonucunda da kapanma hatası meydana gelir.Kapanma hatası sonucunda besinleri çiğneme güçlüğü oluştuğu gibi bu durum diş eti sağlığının da bozulmasına neden olur.Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerini zamanından önce kaybedilmesidir.Bunun sonucunda kalıcı dişler birbirinin üzerine gelecek şekilde dizilir.

Çeşitli nedenlerden dolayı dişlerde renk bozuklukları meydana gelir.Örneğin;sigara dişlerde renk değişikliklerine neden olur.Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır.Yine canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür.Çocukluk döneminde alınan antibiyotikler de dişlerde renk bozukluklarına neden olabilir.Gebelikte ya da küçük yaşlarda geçirilen hastalıklardan kaynaklanan yüksek ateş,dişlerde renk ve yapı bozukluklarına neden olabilir.İçme sularındaki flüorun azlığından dişler çürürken,sulardaki flüorun fazlalığı ise dişlerin sararmasına neden olur.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI NASIL KORUNUR?

1) Ağız ve diş sağlığının korunmasında beslenmenin önemli bir yeri vardır.Alınan besinler kalsiyum,fosfor ve flüor minerallerini yeterince içermelidir.Dişlerin gelişimi sırasında bu mineraller alınmalıdır.Yine alınan besinler diş eti ve diş sağlığı için A,D,C vitaminlerini içermelidir.Belirtilen mineraller ve vitaminleri karşılamak için yeterince et,süt,süt ürünleri,yumurta ile sebze ve meyve tüketilmelidir.

2) Diş çürümelerinin önlenmesi için dişler düzenli olarak yemeklerden sonra tekniğine uygun fırçalanmalıdır.

3) Öğün aralarında özellikle şekerli yiyecek ve içecekler tüketilmemelidir.Şekerli besinlerin tüketilmesi durumunda fırçalama imkanı yoksa en azından ağız suyla çalkalanmalıdır.Aynı durum kola gibi asitli içecekler için de geçerlidir.

4) Sert cisimleri ısırma,parmak emme,tırnak yeme ve kürdan kullanma gibi alışkanlıklar dişlerde gelişme bozukluklarına,düzensiz dişlere ve diş eti hastalıklarına neden olduğundan bu durumlardan kaçınılmalıdır.

5) Dişlerde çürük oluşumu başladıktan sonra aylarca sürer.Bu nedenle yılda en az iki defa diş hekimine giderek sorunlar büyümeden erken tanı konularak,tedavisi yapılmalıdır.Böylece sorunlar büyümeden durum düzeltilir.

6) Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılarak diş çürüklerinden mi yoksa sinüzit,bademcik iltihapları,şeker hastalıkları gibi rahatsızlıklardan dolayı mı oluştuğu belirlenerek gerekli tedavi yapılmalıdır.

7) Diş araları sert cisimlerle karıştırılmamalı ve diş iplikleri kullanılmalıdır.Diş eti hastalıklarının oluşmasının başlıca nedeni dişlerin kürdanlarla temizlenmesidir.

8)Dişlerle ceviz,fındık gibi sert kabuklu yiyeceklerin kabukları kırılmamalıdır.

9) Çok soğuk ve çok sıcak yiyecekler artarda yenildiğinde diş minesini çatlatabileceğinden bu gibi durumlardan kaçınılmalıdır.

10) Sürekli yumuşak besinlerle beslenilmemelidir.Havuç,elma,armut,ayva gibi meyveler ısırılarak yenmelidir.

11) Çocuklardaki süt dişleri de dahil olmak üzere hekim önerisi olmadan dişler çekilmemelidir.

AĞIZ VE DİŞLERİN TEMİZLİĞİ
Çürüklerin , diş eti hastalıklarının ve diş taşlarının nedeni ; yemeklerden sonra dişlerimizin üzerinde biriken yemek artıkları ve bakteri tabakasının ( bakteri plağının ) iyi bir şekilde temizlenmemesidir.

Yeterli sıklıkta , sürede ve şekilde dişlerin temizliği yapılmazsa bir takım sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

Yemeklerden sonra yeterince temizlenmeyen bakteri plağı ; zaman içerisinde ağız ortamının " asit " hale gelmesine neden olarak bakteri üremesine dolayısıyla da çürüklere ve diş eti hastalıklarına neden olur. Diş taşları ; zaman içerisinde tükürüğün içerisindeki minerallerle birleşen bakteri plağının sertleşmesiyle oluşur. Dişeti tedavisi ile temizlenir.

Ağız ve dişlerin iyi bir şekilde temizlenebilmesi için
• Her yemekten sonra dişler fırçalanmalıdır ( günde en az 3 kere )
• Dişlerin fırçalanması doğru bir şekilde ve en az 3 dakikada yapılmalıdır.
• Gece yatmadan önce mutlaka dişler fırçalanmalıdır
• Günde bir kere " diş ipi " kullanarak , dişlerin araları temizlenmelidir
• Günde en az bir kere ağız çalkalama solüsyonları ile gargara yapılmalıdır
• Diş eti çekilmesi olanlar veya protez kullananlar " ara yüz fırçası " ile temizlik yapmalıdır
Ağız ve dişlerin temizliğinde uygulanan yöntemler:

Diş Fırçalama
• Dişler dış yüzeyleri , 45 derecelik bir açıyla dişe yaklaştırılmalı ve diş etinden bakteriler uzaklaştırılarak fırçalanmalıdır.
• Dişlerin İç yüzeyleri , özellikle ön bölgeler dar olduğundan fırça dik olarak sokularak fırçalanmalıdır.
• Dişlerin tüm yüzeyleri , iç ve arka taraflarda tam olarak fırçalanmalıdır. Genellikle sadece ön dişlerin ön yüzeyleri fırçalandığından çürükler daha çok arka bölgelerde oluşmakta , diş taşları ise çok az fırçalanan alt ön bölgede olmaktadır...

Diş ipi kullanımı
• Belirli düzeyde diş fırçalayanlarda çürükler genellikle ara yüzlerde ( dişlerin birleşim yerlerinde ) oluşmaktadır.
• Ara yüz çürükleri sadece diş ipi kullanılmasıyla önlenebilir.
• Kolay kullanım amacıyla mumlu diş ipleri tercih edilir..Ayrıca florlu diş ipleri de tercih edilebilir..
Diş ipi her iki elimizin işaret parmağına dolanarak ve baş parmağımızın yardımıyla kullanılır.

Ara yüz fırçası kullanımı
• Diş eti çekilmesi olanlar mutlaka ara yüz fırçası kullanmalıdır. Dişetinin çekilmesiyle oluşan boşluklar bakteriler için uygun birikme ve çoğalma alanlarıdır.Bu nedenle mutlaka her yemekten sonra diş araları temizlenmelidir.
• Porselen köprü kullananlar her yemekten sonra köprünün altını temizlemelidir. Çünkü porselen köprü altındaki boşluklar yemek artıklarının birikmesi ve bakteri üremesi için uygun alanlardır.
Ortodontik tedavi görenlerde genellikle diş fırçası yetersiz kalmakta ve ara yüz fırçası ile tellerin arasının temizlenmesi gerekmektedir.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Reklam Botu
 
Reklam Botu
Adminin Çiragi


ReP : N/A

 7/24 Online

Mesaj Sayisi: N/A



 
 
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #1 : 13 Mayıs 2008, 21:44:06 »

Ağız kokusu
Ağızdaki çirkin kokuya kısaca ağız kokusu veya halitosis denir.Tıp tarihinde halitosis?e ait ilk yazılı belgeler 8. yüzyılda Mohammedan okuluna aittir ama muhtemelen insanlar ağız kokusundan daha eski tarihlerden beri yakınmışlardır. Bu belgelere göre ağız kokusunun tedavisinde gümüş kullanılmaktaydı.

Ağız kokusunu bir hastalık olarak tanımlamak zordur. Her sağlıklı bireyin sabah uyandığında ağızında çirkin bir koku bulunabilir. Bu sebeple kantitatif ölçümler yapılmadan fizyolojik ve patolojik ağız kokusu arasına keskin bir sınır koymak her zaman mümkün olmayabilir.

Patolojik ağız kokusu günümüzde medeni toplumlar da dahil olmak üzere oldukça yaygındır, aynı zamanda sosyal bir incinme sebebidir. Psikolojik sorunları beraberinde getirir. Ağız kokusunun sebep olduğu sosyal problemler biyolojik problemlerden daha fazladır. Hatta eğer ağız kokusu sosyal bir problem yaratmasaydı belkide bir hastalık olarak görülmeyecek, tedavisi için emek ve gayret sarfedilmeyecekti. Ağız kokusundan yakınan bireyler sosyal yaşantılarında kendilerine olan güvenlerini kaybedebilirler. İnsanların kendine olan güvenlerini artırmak amacıyla Japonya?da bir dişhekimleri odası, 2002 yılında ağız kokusunu engellemek için lokal bir kampanya düzenlemiştir. Taşınabilir bir halitometre, eğitim programı ve gönüllü dişhekimleri uygulamaya dahil edilmiştir. Katılım %70 civarında olmuştur.

Önbilgi: Koku, volatil (uçucu) ve aromatik (kokulu) kimyasal maddelerin, buharlaşma yoluyla havaya karışan moleküllerinin, difüzyon yolu ile yer değiştirerek, burundaki koku sinirinin (N. olfactorii) uçlarına varması ile algılanır. Bu sinir uçları, burun üst measındadır ve aromatik kimyasal molekül ile uyarıldığında elektriksel sinyaller üretir. Bu sinyaller merkezi sinir sisteminde integratör merkezlere ulaştığında ?koku? olarak algılanır / tanımlanır. Serebral patolojilerin bir kısmında hasta hiç koku alamayabilir (anozmi), pek az koku alabilir (hipozmi), her kokuyu abartılı olarak algılar (hiperozmi), sadece kendisinin duyabildiği aslında olmayan bir kokuyu algılayabilir (psödozmi). Bazen burun mukozasının infeksiyonlarında da benzer durumlar görülebilir. Bu sebeple ağız kokusuna sadece dişhekiminin değil, kulak burun boğaz ve nöroloji hekimlerinin de müdahalesi gerekebilir.

Etyoloji

Ağız kokusunda altta yatan sebep çoğunlukla dil papilleri arasına yerleşen proteolitik anaerop bakterilerin oluşturduğu volatil sülfür bileşikleri (VSB) dir. Tanımlanmış birçok VSBvardır fakat en sık rastlananları hydrogen sulfide, methyl mercaptan ve dimethylsulfide?dir. Bunlar bakterilerin ürettikleri çirkin kokulu uçucu gazlardır. Sebebi ne olursa olsun (psikosomatik olanlar hariç), halitosis kaynağını genellikle bu VSB?nden alır. Bu maddelerin dil sırtındaki konsansantrasyonlarını ölçmek için ticari aygıtlar geliştirilmiştir. Bunlar basitçe gaz kromotografisi ile çalışan sulfit detektörleridir ve halitometre adını alır. Bu cihaz ile fizyolojik ağız kokusu bulunan bireylerde yapılan ölçümlerde yaklaşık olarak dil ucunda 0.006 µM, orta kısımda 0.4 µM ve dil kökünde 1,6 µM VSB konsantrasyonu bulunur. Halitosis yakınması olan bireylerde bu konsantrasyonlar çok daha yüksek bulunur. Dil ucundan, dil köküne doğru gidildikçe VSB konsantrasyonu artar.

Makale

Ağız kokusu insanlarda çok büyük güvensizlikler yaratır. Nedense birçok insan sebebini yanlış yerde tahmin ediyor. Bu nedenle de çoğu zaman yanlış çözümlere hatta antibiyotik gibi riskli önlemlere yelteniyorlar. Oysa evlerindeki imkanlarla çok daha kolay ve basit çözümler bulabilirler.

Kozmetik sektöründe iyi para kazanılanalanlardan biri de kötü nefes kokularına karşı olan ürünlerdir.

ABD'deki yıllık tüketim sadece ağız suları için 740 milyon dolar civarında ve nane şekeri veya ağız spreyleri gibi 'ağız koku

dispenserleri' için de yaklaşık 625 milyon dolar para harcanıyor; Almanya'da ise bu rakamlar üçte bir civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de özellikle bir diziden sonra bu ürünlere yönelik satışlar patlamış durumda, ancak kimse rakam vermek istemiyor.

Halitoz ile ilgili, yani ağız kokusu sorunu ile bilim adamları ancak son yıllarda yoğun olarak ilgilenmeye başladılar ve bu nedenle de bu konu hakkında sanıldığından fazl önyargı bulunmakta. Amerika'da telefonda yapılan anketlerde ortalama her ikikişiden birinin pahalı 'nefes temizleyici' sprey ya da ağız suları kullanığı ortaya çıktı. Güncel araştırmalar da gösteriyor ki, sadece yüzde 23'lük bir kesim arada sırada kötü bir ağız kokusuna sahip oluyorlar. Üstelik bu durumda sadece, ağır baharatlı bir yemekten ya da kahvaltı yapılmadan sabahın erken saatlerinde oluyor.

İnsanların sadece %6'sı sürekli ağız kokusu sorununu yaşıyor. Bu bilgiler ışığında gerçekten doktora gitmeden ya da kendi imkanları ile ağız kokusunakarşı önlemler almaya başlamadan önce gerçekten ağız kokusu sorununun var olup olmadığını iyi tespit etmek lazım. Bunu tespit etmek te hiç te zor değil. Size çok yakın olan eşinize de sorabileceğiniz gibi, çok yakın bir dostunuzun da bu konu da fikrini alabilirsiniz. Tam bir netice almak isteyenler ise: Bir kaç yıldır gaz kromatograflar ve özel sülfit monitörleri var. Bunlar nefesin yapısını kesin olarak gösterebiliyorlar. Ancak bu aygıtların yaygınlığından bahsetmek pek mümkün değil.

SEBEPLERDEN BİR TANESİ: DİLDEKİ TABAKA

Ağız kokusuna sebep olan faktörler arasında çoğu zaman vücudun hazm etme mekanizmasındaki sorunlardan kaynaklandığını düşünülüyor ve önlem olarak da bağırsak temizleyici maddeleri terapi olarak kullanmaya kalkışıyorlar. Yine bir başka kesim ise, dişlerin ağız kokusunun sebebi olduğunu düşünürler ve pahalı elektronik hijyen aletleri almaya kalkışırlar.

Ancak gerçek şu şekildedir: Vakaların %90'ında ağız kokusu gerçekten ağızdan kaynaklanıyor ve müsebbihi orada duruyor. Tel Aviv Üniversitesinden Prof. Mel Rosenberg bunu belirttikten sonra ana faktörlerin de dilin arka kısmında yuvalandığını vurguluyor."Bu tabaka tükürük tarafından tam olarak temizlenemiyor" diyor. "Üstelik ufak buruşukluklar arasında da rahatça bakteriler yerleşebiliyor". Besin açısından da dilin arka kısmı çok uygun bir ortam oluyor nikroplar için.

Zira bu kısma sadece yemek artıkları gelmiyor, aynı zamanda nefes borunlarından gelen sekret sıvıları da buraya düşüyor. Bu kesintisiz besin kaynağını mikroplar örneğin çürümüş yumurta kokusuna sülfirik hidrojene dönüştürüyorlar. Ya da ayak ayak kokusunu hatırlatan izo valeryan asitine ve hatta hayvan kadavlarında bulunan kadaverine dahi dönüştürebiliyorlar.

İlk bakışta bunları okuduktan sonra dilin arka kısmındaki bu bakteri istilasına karşı antibiyotik kullanımı mantıklı gelebilir. Oysa bu 'terapi' bir çok sorunu da beraberinde getiriyor. Bu ilaçlar sadece kısa süreli olarak dildeki tabakayı gideriyor ve ayrıca radikal etkisiyle de orada bulunan mantarların 'bakteriyel karşıt maddelerini' de yok ediyor. Sonuç: dil tamamen yoğun bir mantar tabakasıyla kaplanıyor. "İşte bu noktadan sonra işler ciddileşiyor" diye ikaz ediyor Dr. Rosenberg.

Ağız suları bakım antibiyotiğe göre daha az risk barındırsa da, sonrasındaki etkisi ve efekti de ona göre pek yok; eterik yağların, da 'örneğin çok sevilen nane yağı gibi' etkisi fazla abartılıyor.

DOĞUDAKİ GELENEKLER
Ağız kokusuyla ilgili tecrübe edilmiş bakımların sonucunda uzak doğudaki insanlar, yüzyıllardır uyguladıkları yöntemi, yani 'dişleri fırçalarken dilin arka kısmını da fırçalamayı' uyguluyorlar. Onlarca klinik araştırma, bu geleneği zengin metodun başarılı olduğunu görsteriyor. . Bu araştırmalara göre daha ilk fırçalamadan sonra tabakanın büyük bir kısmı kayboluyor. "Dilin düzenli olarak temizlenmesi, tükürükte tabaka oluşturucu bakterilerin sayısını da ciddi miktarda düşürüyor" diyor Dr. Rainer Seemann.Günlük olarak bir veya iki dakika yeterli geliyor. Ancak dilin arka kısmında yaralanmalara neden olacak kadar da bastırılmaması gerekiyor. Daha detaylı temizlik yapmak isteyenler eczanelerden bir dil temizleyici de alabilirler. "Bunların en basit olanı esnek ve aromalandırılmış suni bir şerit şeklinde bir kıvrıma dönüştürülüyor ve kenarları ile de dilin üstünden geçiriliyor. Dilin ucundan tutuluyor ve şerit ileri geri hareket ettiriliyor.

Yine uzak doğudan gelen bir metod da antep fıstığı ağacının sakızını çiğnemek. Sakızı çiğnemek sadece ağız salgılarını gaçirmekle kalmıyor aynı zamanda ağızdaki bir takım bakterileri de öldürüyor. Bu ağacın sakızına ulaşamayanlar normal sakız da çiğneyebilirler. Antbiyotik etkisi olmamasına rağmen ağız salgısını harekete geçiriyor ve birçok mikrop ta gideriliyor.

Klorofil drajeleri ve yeşil çay da bu konu da yardımcı olabilir. Bunun dışında: düzenli kahvaltı yapın, çünkü iyi bir kahvaltı ağızı temizliyor ve ağız salgısını harekete geçiriyor. Ağzın kurumasını önlemek için de burundan nefes alıp vermeye çalışın. Bir de çok ağır olmadığı sürece bu ağız kokusunu abartmayın, çünkü vücudun daha salgıladığı nice koku vardır.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #2 : 13 Mayıs 2008, 21:45:23 »

Ağız ve diş hastalıkları

Agız ve diş sağlığı, genel sağlığımızın çok önemli bir parçasıdır. Düzenli yapılan çürük kontrolleri ve diştaşı temizliği, oluşabilecek sorunların erken teşhisini ve dişlerin ağızda uzun vadede sağlıklı kalmasını sağlayacaktır.

Pedodonti:
Çocuklarda çürük önleyici izolasyon dolguları (fissür sealant), flor uygulamaları, oluşabilecek ortodontik problemlerin erken teşhisi ve önlenmesi...

Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması ve beslenme şeklinin düzenlenmesinin yanısıra, düzenli diş hekimi kontrolleri yapılmalıdır. Topikal flor uygulamasıyla çocuğun daimi dişlerini güçlendirebilir, küçük ve büyük azı dişlerine uygulanan fissür örtücü denilen izolasyon dolgusuyla çürümeyi engelleyebiliriz. Geçici olduğu için pek fazla önemsenmeyen süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir. Süt dişlerindeki çürükler, hem ağrıya sebep olmakta hem de daimi dişlere zarar vermektedir. Erken süt dişi kaybı, çocukların daimi dişlerinin çapraşık olmasının en önemli sebeplerinden biridir.

Periodontoloji:
Dişeti hastalıklarının tedavisi amacı ile diştaşlarının temizlenmesi, cerrahi tekniklerle hastalığın tedavisi....

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri çevreleyen destek dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Dişeti hastalığının en önemli sebebi "bakteri plağı"dır. Hergün düzenli ve yeterli fırçalama yapılmazsa, tükrük içinde bulunan kalsiyum, bakteri plağıyla birleşip sertleşerek dişler üzerine yapışır ve diştaşı (tartar) dediğimiz yapıya dönüşür. Plaktaki bakteriler tarafından üretilen zararlı maddeler dişetlerinde iltihaba yol açar. Dişeti hastalığının bu erken dönemine" gingivitis" denir. Bu dönemde dişetleri kırmızıdır,kanamalıdır ve hacim olarak büyümüştür.Bu hastalık tablosunun ilk sinyallerini fark eden hasta hemen hekime başvurursa bu aşamada yapılacak diştaşı temizliğiyle dişetlerinin tedavisinde yüksek başarı sağlanır. Belirtilerin ihmal edilmesi durumunda hastalık ilerler, dişetindeki iltihap çene kemiğine ulaşır ve erimesine neden olur. Bu durumda cerrahi tedaviler gerkebilir. Dişeti iltihabının neden olduğu diş kayıpları, çürüklerin neden olduğu diş kayıplarından daha fazladır. Periodontal problemlerin önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir.Günlük ağız bakım işlemleri (diş fırçalama ve diş ipi kullanma) diştaşı oluşumunu en alt düzeye indirebilir, ancak tamamen önleyemeyebilir. Dişler sabah akşam 2 dakika süreyle fırçalanmalı ve düzenli olarak diş hekimi tarafından kontrol edilip temizlenmelidir.

Konservatif Tedavi:
Çürük tedavileri, amalgam ve estetik dolgular...

Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturur. Bu asitler dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına neden olurlar. Konservatif tedavi, çürüklerin erken dönemde tedavilerinin yapılarak ilerlemelerinin durdurulmasını ve oluşan diş maddesi kayıplarının estetik, fonksiyonel ve ağız dokularına uyumlu bir şekilde tedavi edilmesini amaçlar.

Endodontik Tedavi:
Kanal tedavileri...

Dişin sert dokusunun içinde, kökün en ucundan giren kan damarları ve sinirlerin (pulpa) bulunduğu dişe hayat veren küçük bir odacık vardır. Dişlerin büyümesini ve sürmesini sağlayan bu yapı, çürüme meydana geldiğinde alarm görevi de görmektedir. Erken safhada tedavi edilmeyen diş çürükleri ilerleyerek pulpaya ulaşır ve burada iltihabi değişimlere neden olarak şiddetli ağrılar oluşturur. Daha sonraki aşamada bakterilerin salgıladığı asitler pulpayı öldürür. Böylelikle ortaya çıkan toksinler (zehirler) kök ucundan sızarak çene kemiğine yayılır. Çene kemiğinde oluşan iltihap dişin kaybına, çevre dokularının da harabiyetine neden olur. Bu safhaya gelmeden önce dişi ve çevre dokuları koprumak için hastalıklı pulpa dokusunun alınmasıyla diş kurtarılabilir. Pulpa dokusu anestezi altında temizlendikten sonra, kanallar genişletilip dezenfekte edilir. Tüm bu işlemlerden sonra pulpa odasının içi özel maddelerle kök ucuna kadar doldurulur. Sanıldığının aksine bu işlemler ağrısız gerçekleşmekte ve tedavi edilen diş uzun yıllar ağızda kalmaktadır.

Cerrahi:
Diş çekimleri, komplikasyonlu ve gömük diş çekimleri, kist operasyonları, rezeksiyon, vb. cerrahi operasyonlar...

Gömük 20 yaş dişleri: Bu dişler akıl dişleri olarak da adlandırılır ve tam ya da yarım gömülü kaldığında iltihaplanmaya ya da bir kiste sebep olabilir. Ya da diğer dişleri öne doğru iterek dişlerde çapraşıklıklara yol açabilir. Uzun süre hiç belirti vermezken, aniden şiddetli ağrılara, çenelerde kitlenmeye ya da yüzde şişmeye sebep olabilir. Bu dişler kontrol edilmeli ve gerekli ise çekilmelidir. Çekim küçük bir operasyonla gerçekleştirilir.

Protez:
Kuron ve köprü protezleri, total (tam) ve iskelet (kancalı) protezler, Hassas tutuculu protezler...

Protez; eksik bir organı yerine koyma anlamı taşımaktadır. Dişlerin ve çevre dokuların çeşitli sebeplerle madde kaybına uğradığı ya da tamamen kaybedildiği durumlarda, hastaya kaybolan fonksiyonlarını geri kazandırmak ve bozulan estetik görünümü düzeltmek, protezin amacıdır.

Eksik bir diş diğer dişler için ciddi bir tehlikedir. Estetiği bozduğu tartışılmazdır, ancak daha önemlisi, dişin kaybından kısa bir süre sonra boşluğu sınırlayan dişler doğal olarak boşluğa doğru eğilir. Ayrıca karşı çenedeki boşluğa denk gelen dişler üzerindeki basıncın ortadan kalkması, zamanla onların boşluğa doğru uzamasına ve hatta dökülmesine sebep olur. Sadece komşu dişler değil, diğer dişler de bu konumdan etkilenir ve çene eklemi, baş ve kas ağrıları ortaya çıkabilir. Kısacası boşluk ne kadar kısa sürede kapatılırsa o kadar iyidir.

Protezler genel olarak iki türlüdür:

Ağızda kalan dişlerin üzerine yapılan (dişler küçültülerek) ve hasta tarafından çıkarılamayan kuron, köprü gibi sabit protezler
Hasta tarafından takıp çıkarılan hareketli protezler (tam ve yarım protezler gibi)
Tam protezler, hastanın ağzında hiç diş bulunmadığı zaman yapılan protezlerdir.

Yarım protezler, hastanın mevcut dişlerine kroşe dediğimiz kancalarla tutturulur. Ya da estetik olması için ağızdaki dişler kaplanarak onlara yerleştirilen çıt çıt, sürgü gibi hassas tutucular kullanılarak yapılır.

Ortodonti:
Diş çapraşıklıklarının ve çene anomalilerinin düzeltilmesi...

Kalıtım, gelişim yetersizliği, çeşitli yanlış alışkanlıklar (parmak emme, biberon ve yalancı meme gibi faktörler) sebebiyle oluşan bozuklukların tedavisi ortodontinin konusudur. Sadece dişlerde çapraşıklık varsa, yaş faktörü önemli değildir. Her yaşta dişlerin düzeltilmesi mümkündür. Ancak kişinin kemik yapısıyla ilgili (iskeletsel) bir problem söz konusu ise, tedavisi ergenlik çağına kadar yapılır.

Dental Implantlar:
Diş implantları, kaybedilen dişlerin yerine çene kemiği içine yerleştirilen ve kemik ile kaynaşarak doğal diş kökü görevini gören metal yapılardır. Bu metal yapılar doku dostu olan titanyumdan yapılır ve hiçbir yan etkisi yoktur. Tek diş kayıplarında boşluğun doldurulması için yandaki dişleri küçültüp 3üye köprü yapmak yerine, diğer dişlere dokunulmadan boşluğa implant yerleştirilir ve üzeri 1üye kuronla kaplanabilir..

Azı dişlerinin kayıplarında, takıp çıkartılan protez kullanmak yerine bu bölgeye uygun sayıda implant yerleştirilerek sabit köprü yapılabilir... Dişsiz ağızlarda, özellikle alt protezi ağızda durmayan kişilerde meydana gelen çiğneme, konuşma ve psikolojik bozuklukların giderilmesi için de implant uygulanır. Iki seçenek vardır: Ya ağıza yeterli sayıda (6-8) implant yerleştirilip sabit köprü yapılır, ya da çenenin ön bölgesine 2-4 implant yerleştirilerek protezin daha stabil oması sağlanır. Implant uygulaması için öncelikle bir çene filmi çekilir ve uygulama için yeterli kemik olup olmadığı incelenir. Uygun şartlar varsa implant yetişkin her insana yapılabilir ve başarı şansı çok yüksektir.

Estetik Diş Hekimliği:
Ayrık dişlerin kapatılması, gülme sırasında görünen dişetinin uzunluğunun ayarlanması, koyu renkli dişlerin renklerinin açılması, kısacası estetiği olabildiğinin en iyisine ulaştıracak uygulamalar, estetik diş hekimliğinin konusudur. Bu bağlamda porselen laminate, empress, estetik kozmetik dolgular, diş beyazlatma(bleaching) gibi uygulamalar yapılmaktadır.

Diş beyazlatma (Bleaching):
Diş beyazlatma, dişlerin yapısındaki renklenmeleri ortadan kaldıran bir işlemdir. Diş renklenmelerinin çeşitli sebepleri olabilir. En yaygın nedenleri; kahve , çay, kola ve sigara gibi leke yapıcı maddelerin kullanılması, travma, yaşlılık, tetrasiklin renkleşmesi, eski kaplamalar, sinir dejenerasyonu vb. gibi nedenlerdir. Diş beyazlatma işlemi uygun şekilde ve diş hekimi kontrolünde yapıldığında diş ve dişetlerine zararsızdır.Ancak tedavi sırasında dişlerde hassasiyet (özellikle soğukta), dişetlerinde kızarma ve hassasiyet meydana gelebilmektedir. Fakat bu geçicidir ve tedavinin bitimiyle birlikte, birkaç gün içinde bu şikayetler ortadan kalkmaktadır. Ağartma işlemi için iki yöntem vardır:

Ev ağartması (home bleaching) denilen yöntemde, hekim ağızdan ölçü alır, bunlara uygun kalıplar hazırlanır. Hasta bu kalıbın içersine ilacı yerleştirerek dişlerin üzerine takar (en az 6-8 saat ve tercihen uykuda). Işlem dişin rengine bağlı olarak 1-4 hafta içinde biter.
Office bleaching denilen, muayenehanede hekim tarafından yapılan ağartmadır. Hekim ilacı dişler üzerine uygular, ışık kaynağı kullanılarak dişlerin beyazlaması sağlanır.Yine dişlerin durumuna göre bir veya birkaç seansta dişler beyazlar.

Diş beyazlatma işlemi, hamile ve çocuklar hariç herkese uygulanabilir...
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #3 : 13 Mayıs 2008, 21:46:12 »

Çocuklarda Bruksizm (Diş Sıkma ve Gıcırdatma)

Bruksizm (diş sıkma ve gıcırdatma), çiğneme kaslarının ritmik kasılmaları sonucu meydana gelen ve bazı durumlarda hafif bir sesin de eşlik ettiği bir rahatsızlıktır. Bruksizmi olan çocuk genellikle bu durumun farkında değildir. İstemdışı gerçekleşen bir alışkanlık olduğu için de durduramaz. Bazı çocuklar ise, ebeveynlerin dikkatini çekmek için bu alışkanlığı sürdürürler. Bruksizm esnasında nabızda, tansiyonda ve nefes almada değişiklikler olabilir. Bu rahatsızlık genellikle uyku sırasında oluşmakla birlikte, gün içinde de görülebilir. Etyolojisi bilinmemektedir. Ancak; stres, dişlerin birbirleriyle iyi temas etmemesi, alerjiler ve uyku pozisyonu ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar dişhekimliği literatüründe mevcuttur. Buna ilave olarak A tipi kişilik özelliği gösteren, yani strese yatkın kişilerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. A.B.D.?de populasyonun %5-15?inde bruksizm vardır. Bunun da %50?si çocuklarda görülür. Aileden geçiş olabileceğine dair istatistikler mevcuttur. 394 Türk çocuğunda (yaşları 9?14) yapılan bir araştırmaya göre karışık dişlenme dönemindeki bruksizm ve diğer oral parafonksiyonların, ilerki yaşlarda temporomandibular eklem disfonksiyonlarına sebep olduğu istatistiksel olarak kanıtlanmıştır.


Bruksizm; genellikle çocuklarda patolojik belirtiler göstermediğinden dolayı, tanı koymak oldukça zordur. Ebeveynlerin, çocuğu uyku sırasında gözlemlemeleri ya da duydukları diş gıcırdatma seslerinden rahatsız olmaları sonucu farkedilir. Bazı kişiler bu sesin ?kara tahtaya yanlışlıkla sürtülen tırnak? sesinden daha rahatsız edici olduğunu ifade eder. Bebeklerde bruksizmin, süt dişleri karşılıklı olarak sürdükten sonra bunların temas ettirilmeye çalışılması sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Ayrıca, çıkan sesin bebeklerin hoşuna gidip bu alışkanlığı ilerletmesi sonucu olduğu, aynı şekilde daimi dişlere geçiş yaşı olan 5?7 yaş civarında da bu alışkanlığın, karşılıklı süren yeni dişleri temas ettirme isteğiyle arttığı bildirilmiştir. Ebeveynler, çocuklarında bu alışkanlığı fark ederlerse, gözlem altında tutup ne zamanlar olduğunu saptamalı ve bir dişhekimine danışmalıdır. Çocuğa bu alışkanlığı bırakması konusunda ısrarcı olunmamalıdır. Çünkü bazen ebeveynlerin koşullandırmaları çocukta olumsuz davranışlar yaratabilir ya da anne ve babanın dikkatini çekmek amacıyla bu durumu kullanıp, inat geliştirdiği için, bu alışkanlık kırılamaz bir hale gelebilir. İyi haber; bruksizmin çoğu zaman hiçbir şey yapılmadan ve herhangi bir zarar bırakmadan geçecek bir alışkanlık olmasıdır.

Uyku sırasında bruksizmi olan çocuklar sabahları; diş ağrısı, başağrısı, yüzlerinde gerginlik hissiyle uyanabilirler. Bu belirtiler ebeveynlerin önemsemesi gereken ve tanı koymada hekime yardımcı olabilecek bilgilerdir. Böyle bir durumda mutlaka bir dişhekimine gidilmelidir. Hekim gerekli görürse çocuğun daimi diş ve iskelet gelişimini engellemeyecek bir gece koruyucusu vermeyi uygun bulabilir. Bu gece koruyucusu; çocuğunuzun dişleri üzerinden alınan bir ölçü üzerinde, tamamen ona özel yapılan bir apareydir. Sizin ebeveyn olarak yapmanız gerekenler ise, çocuğunuzun gün içindeki bedensel aktivitelerini artırmak konusunda teşvik etmektir. Stresin uzaklaştırılmasına ve kasların gerginliğine, egzersiz iyi gelecektir. Yatağa gitmeden 1 saat öncesinde çocuk, tüm fazla hareket içeren oyunlar ve görsellerden uzaklaştırılmalı ve onun sakin bir zaman geçirmesini sağlayacak ortam sağlanmalıdır. Belki beraber bir kitap okunabilir ya da okuması, resimlerine bakması için bir kitap verilebilir. Bu onun kaliteli bir gece uykusu geçirmesini de sağlayacaktır. Yatağa gitmeden önceki zamanda bir şeyler yemesi engellenmelidir. Sadece su ya da süt verilmesi uygun olacaktır. Bu arada gün içinde su ihtiyacı giderilmemiş çocuklarda, bruksizmin oluşabileceği de öne sürülmektedir. Okul performansı ya da zor bir ödev de diş sıkmalarına sebep olabilir. Onunla yatmadan önceki zaman diliminde konuşup, bütün zorlukların geçici olduğunu söyleyip rahatlamasını böylece bu sorunlarını yatağa taşımamasını sağlayabilirsiniz. Sabah yüzde ve çene ekleminde ağrı ya da hassasiyetle uyandıysa, ılık nemli bezle kompres yapabilirsiniz.
Sonuç olarak;
- Çocuklarınızda uyurken ya da gün içinde farkettiğiniz diş sıkma alışkanlığı varsa,
- Hele bir de buna ağrı eşlik ediyorsa,
- Dişlerinin belli yerlerinin aşınıp altındaki sarı dentin tabakasının görülebildiği form bozuklukları oluştuysa,
dişhekimine gitmenizi tavsiye ederim. Böylece çocuğunuzun erişkinliğe taşıyabileceği birçok komplikasyonun önüne geçmiş olursunuz.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #4 : 13 Mayıs 2008, 21:47:03 »

Diş Çürüğü
Diş çürüğünün ilk belirtisi ,çiğneyici yüzeydeki çukurculardan ve dişlerin birbirine bakan yüzeylerinden başlar. Belirtiler ortadan kaldırılmadığı takdirde çürük diş sinirine yavaş yavaş ilerleyerek ulaşır. Diş çürüğü, çoğu kez bu yüzeylerde gıda birikimi ve ağız ortamında bulunan mikroplar sonucu oluşur

Diş çürüğüne sebep olan faktörler karbonhidratlar, şekerler ağızdaki mikroplar, bunların enzimleri ve diş yüzeyinin anatomik yapısıdır. Çürük oluşumunu engellemek için ilk yapılması gereken şey, düzenli diş fırçalama ve diş ipi ile diş aralarının temizlenmesidir.

Küçük çocuklarda büyük azı dişlerinin çiğneyici yüzeyinde oluşabilecek çürükleri oluşmadan önlemek amacıyla Fissür Örtücü (Fıssur Sealant) denilen özel koruyucularla örtülerek korumaya almak mümkündür.

Çürük eğer erken dönemde tesbit edilirse,küçük bir dolgu ile ortadan kaldırılabilir. Ancak çürük ilerlemiş ve dişin sinirine ulaşmışsa, bu durumda kanal tedavisi yapılması zorunluluğu ortaya çıkar.Bazı durumlarda ihmal edilen çürük, diş kökünün etrafında iltihaplanmalara yol açabilir,bu da tedavinin uzamasına neden olur, hatta dişin kaybı bile söz konusu olabilir.

Altı aylık rutin kontrollerin çürüğün başlangıç aşamasında yakalanması açısından çok önemli olduğu unutulmamalı ve bu kontroller alışkanlık haline getirilmelidir.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #5 : 13 Mayıs 2008, 21:48:00 »

Diş çürümesi

Çürük Nedir ve Çürüğe Neler Sebep Olur?

Pek çok insanı mutlaka hayatlarının bir döneminde farklı seviyelerde etkileyen, önlenebilir minör bir hastalıktır. Aldığımız gıdalar (şekerli, unlu, nişastalı besinler, süt, meyve suları, kolalı içecekler, meyve ve sebzeler vb) tüketilirken dişlerimizin üzerinde bir miktar artık bırakırlar. Özellikle nişastalı ve şekerli gıdaların artıkları ağzımızda doğal olarak bulunan bakteriler tarafından aside dönüştürülür. Bu asit ise zaman içerisinde dişin dış yüzeyini kaplayan koruyucu mine tabakasını eriterek (demineralizasyon) dişi zayıflatır ve çürüğün başlamasına sebep olur.

Çürük Nasıl Önlenir?

Dişlerin üzerindeki gıda artıklarının ve bakterilerden oluşan ( plak ) tabakanın ürettiği asitler bazen sadece tükürük tarafından nötralize edilebilir. Bu nedenle şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmanız faydalıdır. Fakat çoğu zaman tükürük çürüklerle tek başına mücadele edemez.

Çürüklerle mücadele etmenin en iyi yolu düzenli diş fırçası ve diş ipi kullanımıdır. Minenin zayıfladığı fakat daha çürüğün oluşmadığı durumlarda florid uygulamaları da mineyi tekrar kuvvetlendirerek remineralizasyonu sağlamaktadır.

Eğer dişhekiminiz çürüğe eğiliminiz olduğunu düşünüyorsa size florlu macunlar, gargaralar önerecek bu riskinizi düşürmeye çalışacaktır.

Çocuklarda kullanılan ve ‘sealent’ denilen koruyucu cilalar da çürüğü engellemede önemli bir yer tutmaktadır.

Kimler çürüğe daha eğilimlidir?

İçme suları florlanmayan ve beslenmesi daha çok unlu, şekerli, nişastalı gıdalara dayanan ülkemizin insanları çürük açısından ciddi bir risk altındadır. Ağzında çok miktarda dolgu ve protez olanlarda, (özellikle bunlar çok mükemmel yapılmamışsa) bakterilerin ve gıdaların tutunabileceği daha çok girinti oluşacağından çürüğe daha eğilimlidir. Çocuklar ve yaşlılar en çok kavite oluşma ihtimali olan iki gruptur.


Dişlerimi Çürükten Nasıl Korurum?

Şekerli ve nişastalı gıda alımını özellikle öğün aralarında tamamen durdurun.

Her öğünden sonra dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin. Çürükler çoğu zaman temizlenmesi daha zor olan diş aralarında başlar.

Doğru diş fırçalamayı ve ip kullanmayı öğrenin.

Altı ayda bir dişhekiminize giderek dişlerinizi kontrol ettirin ve hekiminizin önerilerine harfiyen uyun..
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #6 : 13 Mayıs 2008, 21:48:45 »

Eriskinlerde Ortodontik Tedavi

Ortodontik tedaviler, yani dis dizilimlerindeki ya da alt ve üst çene iliskilerindeki bozukluklarin tellerle düzeltilmesi, büyüme ve gelisme çagini tamamlamis eriskin hastalara da uygulanabilmektedir.

Ancak yasin ilerlemesiyle kemik yapisindaki degisikliklere bagli olarak, dislerin hareket ettirilecekleri mesafeler kisalmakta, elde edilen düzeltmelerin ise korunma süreleri uzamaktadir.

Arzulanan dis hareketleri ancak dis ve dis etlerinin sagliki oldugu durumlarda söz konusu olabilir. Bu yüzden eriskinlerdeki olumsuz beslenme, bakim aliskanlilari, sistemik hastaliklar, ilaç, alkol, sigara, kullanimi gibi faktörler ortodontik tedavilerin basarisini hatta uygulanmasini engelleyebilmektedir.

Bunun disinda, özellikle son zamanlarda çikan yeni ortodontik malzemelerle, eriskin ortodontisinde oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir. Dislerin üzerine yapistirilan ve tellerin kuvvetlerini dislere ileten “braket”ler artik hem çok minik üretilebildiklerinden, hem de dis renginde materyallerden yapilabildiklerinden tedavi boyunca hastalarin dis görünümlerinde dikkati çeken bir husus olmamaktadirlar. Kaldi ki özellikle bazi hanim hastalar telleri braketlere tutturan lastikleri özellikle göz alici renklerden seçmeye özen göstermektediler.

Eriskinlerde ortodontik tedavilerde yavas gidilmelidir. Disler, yeni konumlarina yolculuga çiktiklarinda, arkalarinda biraktiklari bosluga yeni kemik depolanabilecegi, önlerinde asmalari gereken kemik daglarini eritebilecekleri yeterince zamana sahip olabilmelidirler. Tedavi basinda ve tedavi sirasinda kemigin durumu görüntülenmelidir.

Ortodontide tedavilerde “elde etmek” kadar önemli bir husus da “elde edileni koruyabilmek”tir. Bu yüzden özellikle eriskin hastalarda elde edilen güzellik kemik yapisi pekisinceye kadar korunmalidir. Bunun için de son zamanlarda çikan incecik seffaf – disaridan fark edilmeyen plaklar tercih edilmekte ya da dislerin iç taraflarina koruyucu pasif teller yapistirilmaktadir.

Ileri yaslarda, dislere yapistirilan minicik braketlerle büyük kemiksel - yani ortopedik degisiklikler beklenmemelidir. Örnegin alt çenenin kafa kaidesine göre çok ileride yer aldigi durumlar daha çok ortodontik cerrahiyi ilgilendirmektedir.

En iyi protez insanin kendi dokusu, kendi disidir. Bu yüzden dislerin kesilip küçültülecegi, üzerine porselen kaplamalarin yapilacagi pek çok durumda ortodontik tedavi saglikli bir estetigin imdadina yetismekte, kisiye hayatinin geri kalan kisminda “kendi disleri” ile güzel bir gülümseme, daha saglikli bir çigneme armagan edebilmektedir.

Sosyal olarak ise toplumlarin bilgi seviyesi, sahislarin özgüvenleri arttigindan ortodontik tedaviler gittikçe artan bir popülarite ile eriskinlerde yaygin uygulama sahasi bulmaktadir.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Masumruya
BöLüM SoRuMLuSu
Üye Bilgileri KoRGeNeRaL
*

Rep: 263
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2841

Nereden: Gaziantep



« #7 : 13 Mayıs 2008, 21:49:32 »

Ortodonti nedir?

Ortodonti; dis hekimliginin, problemli dis dizilimleri, çenelerin kapanis bozukluklari ile ilgili olan dali; güzel (hem de çok güzel) sanatidir.

Ortodontistler kitap bilgisinin yanisira, estetik anlayislariyla da telli turnalarina bir heykeltras, bir ressam gibi yasam boyu tasinacak düzgün dis dizilimi, çene fonksiyonlari, güzel bir yüz ifadesi vermeye çalisirlar.

Sicak bir tebessüm, arkasindaki saglikli siralanmis dislerle anlam kazanir. O güzelim saçlar, o güzelim gözler, bir gülümsemeyle bütün büyüsünü yitirebilir. Egri bügrü köpek disleri, bir “seni seviyorum”u bile acimasizca ögütebilir.

Dislerin düzgün siralanimi, ortodontistlerce dislerin üzerine yapistirilan küçük braketler ve braketlere tutturulan akilli tellerin uyguladigi kuvvetlerle elde edilir.

Teller demiryolu, braketler vagon, disler yolcudur. En ideali, bu braketleri kisa süre hatta hiç takmadan düzgün siralanimi elde etmektir. Bunun için de küçük yaslardan itibaren yapilacak kontrollerle dislerin düzgün çikmasi saglanmaya çabalanir.

Disler daha çikarlarken ideal konumda yer almalarinin önlemleri alinmalidir. Bu, daha sonraki yillarda yerinde çikmamis disleri tellerle düzeltmekten çok daha kolay ve kalicidir. Erken kontroller, dis dizilimini bozan etkenlere, yanlis aliskanliklara müdahale açisindan da önemlidir. Dis dizilimini bozan etkenler basta kalitim olmak üzere, erken süt disi kayiplari, yutkunma ve solunum fonksiyonlarindaki bozukluklar, parmak emme, dil itimi gibi olumsuz aliskanliklar olabilir ki bu aliskanliklarla mücadele, bir insanin göz kirpma refleksini kontrol edebilmesi, degistirebilmesi kadar zordur. Bu mücadele çocugun hayatini zehir etmeyecek basit protezlerle yapilir.

Bir yandan agizda normal düsme zamanina kadar kalabilmesi ve yerinin kapanmamasi için çürük süt dislerine dolgu hatta kanal tedavileri yapilir, çekimlerinden kaçinilirken, kimi zaman da sapasaglam süt disleri, ortodontistlerin analizleriyle alttan gelen daimi disi yönlendirmek amaciyla henüz düsme zamani gelmeden çektirilebilir.

Dislerdeki egrilikler, çevre dokularinda sagliksiz bir durum olmadikca ileri yaslara kadar tellerle düzeltilebilir. Eriskinlerde dislerin sehirlerarasi yolculuklari daha yavas ve daha kisa mesafelerde gerçeklesebilir. Erikin ortodontisinde amaç estetigin yani sira, sikisikliktan dolayi temizlenmesi güç olan dislerdeki ara yüz çürüklerini, tas birikimini, dis eti hastaliklarini ve buna bagli dis kayiplarini önlemektir.

Kusur dis siralaniminda degil de, kemiksel olarak çenelerin birbirleri ve kafatasiyla olan iliskilerinde oldugunda, bu ergenlik çagindan daha önce ele alinmasi gereken bir durumdur; aksi halde cerrahi uygulamalar devreye girebilir. Cerrahi uygulamalar ise cömertce basvurulan bir yöntem olmamalidir.

Dislerin sigamadigi durumlarda saglam dislerden eksiltilerek yer açilmasi yoluna gidilebilir ancak bu son tercih olmalidir. Kanimca, dislerin hafif egri kalmasi, yaslilikta çok lazim olacak saglam dis çekimleri ile elde edilecek güzellikten daha iyidir.

Bazi tedaviler, hastaliktan daha berbat olabilir. Yer darligi açisindan sinir vakalarda, mine dahilinde kalmak üzere asindirmalarla yer açilabilir.

Limitli de yapilsa, yer saglamak için dislerden yapilacak asindirmalar disin minesine zararlidir; disi çürüge daha yatkin bir hale getirebilir. Ama çürüge daha yatkin, belki de ileride doldurulma adayi bir disin, hiç olmayan bir disten daha iyi olduguna inaniyorum.

Bazi burun ameliyati geçirmis ve yeni burunlari yüzlerinin ölçegiyle uyumlu olmayanlari görürsünüz. Estetik anlayisi, tornadan çikmis, dogal karakterinden çok uzaklara düsmüs olmamalidir. Her dis dizilimi parmak izi gibi farkli, ta kendisine özgüdür. Hedeflenen yeni dizilimde irsiyet, yüzün sekli, profili, cinsiyet hatta karakter göz ardi edilmemelidir. HAFIF bir çaprasiklik, asker gibi dizilmis, abartili bir porselen protez gibi duran dislerden daha estetik olabilir.

Çocuklarin dislerini düzeltir, iskelet yapilarini zorlarken; agzin disinda yer alan, kafadan dolasan büyük aygitlara da gerek olabilir. Ama tedavi hastaliktan daha agir olmamalidir. Bazi özel durumlarda “birak o da öyle kaliversin” demek; çok agir, çocugun psikolojisini, güzelim yillarini berbat edecek bir tedaviye tercih edilebilir.

Eskiden, dislerin üzerine braketler yapistirilmadan önce tek tek dislere çelik yüzükler takilirdi ki – bu gerçekten hem bir Çin iskencesi, hem de agir hijyen problemiydi. Zamanimizda takilan minicik braketler hem az yer kaplar, kolay temizlenir, hem de uygulama sirasinda hiç bir aci vermezler. Aslinda ortodontik tedavilerde, ilk günlerdeki hafif hassasiyet hariç agridan pek söz edilemez.

Tellerin disleri çürüttügü hakkinda da yanlis bir inanis vardir. Teller, braketler disleri çürütmez; sadece yiyecek artiklarinin daha çok tutundugu bir ortam yaratirlar. Yiyecek artiklari, telsiz agizlarda da ayni çürük riskini olusturur. Ortodontik tedavilerde, zaten yasam boyu olmasi gerektigi gibi özenli bir firçalama sarttir. Tertemiz agizlari, telli de olsalar, abartmamak sartiyla dolapta çivi gibi kola bekleyebilir.

Yasamin her alaninda oldugu gibi, ortodontik tedavilerde de elde edilen güzelligi korumak en az elde etmek kadar emek gerektirir. Yeni pozisyonlarinda yeterli süre korunamayan disler vagonlarla getirildikleri diyarlara dogru yaya olarak yola çikarlar.

Bir zamanlar dislere takilmis tellerle dolasmak utanilacak bir hadise iken, simdi duvarlarindaki telli Tom Cruise, tedavisi bitmis Britney Spears gibi artist, sarkici posterleri, renkli lastikler, seffaf plaklar ile gençler arasinda oldukça yaygin bir durumdur. Artik teknoloji harikasi minicik braketler, uzay arastirmalari ürünü titanyum alasimlarla, hiç kimsenin, yagmurun bile böyle küçük t-elleri yoktur.

Son sözüm, meslek seçimi asamasinda kara kara düsünenlere;

hem fizikten, hem biyolojiden, sagliktan, sanattan, psikolojiden ayni derecede hoslanip “hepsi” diyorsaniz, çalisirken komik sohbetler yapabilmek, masum sirlara ortak olabilmek, hayatinizi hep gençlerle, gelecegin sahipleriyle paylasip sonsuza kadar genç kalmak istiyorsaniz,mahallemin güzel dis hekimi Rezzan Abla'nin yillar önce, bu asamadayken bana önerisini tekrarlamak istiyorum:

iki kere düsünmeyin – her sey yolunda, önce dis hekimi, sonra da “Ortodontist olun”.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
FORUM KURALLARINI OKUYALIM




Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
_PeLin_
Üye Bilgileri aLBaY
*

Rep: 37
Offline
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 950

Nereden: -EvDen-



« #8 : 17 Temmuz 2008, 00:51:24 »

emeğine sağlık paylaşım için teşşekküürler!!
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Sayfa: [1]   YuKaRı
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemap
Arşiv1
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM
HepsiTR | Msn | Msn ifadeleri | Msn Nickleri | TR-KuLiS | Msn hataları ve Çözümleri | Grup Hepsi 1 Videoları